Düşündük Taşındık.
Pek değerli yazar ve çizer ekibimiz ile
Pek değerli yazar ve çizer ekibimiz ile

içim dışım komplo oldu. Caddeye uzak olan evimden uzanan kulaklarım arabaların kornalarını KGOMPLO! diye duyar oldu. sinekler de öyle vızıldıyor, kabloların uçları komplolarla karşıyordu. geçen gün kobralarla ilgili bi belgeseli sunan adam bile 'komplo ay kobra' dedi gibi gibi oldu. hala kış da gelmedi ya kesin bu işin içinde bir komplo var demek ister oldum. o komplo esrarına bayıldım. sonra baygın düştüm. yataklak oldum. e tabi doğal. insan bir komplo olduğuna inanır ve hakkını savunamazsa hasta olur, verem olur, felç geçirir. bi de 76 yaşındaysa kesin ölür. ölmemişse bil ki komplo momplo yoktur.
İbre 130u gösterirken ozan gözünü yolda ayırmıyordu. 130 o araba için henüz başlangıçtı fakat ozan dikkatli bir çocuktu ve muhabbet koyu olduğundan, hız yapmak istemiyordu. Ya kenan dedim, isyan bu haykırış, kandırdım, aşk oyunu, kurşun adres sormaz ki falan ne güzel şarkılardı; hani sımsıkı sıkı sıkıya bile katlanabildik o kadar güzel şarkılardı saydıklarım, fakat sonra ne olduysa cıvıttın sen ya dedim. Ya ariscim dedi, ben o sıralar böyle tıknaz, uzun saçlı bir yiğittim ya dedi, popstar mopstardım ama abazalıktan yastıkla uyuyordum vallahi billahi dedi. Sonra tuğçe geldi, ben güzelden anlarım diye şarkı yapıp benimle çıkarsan sana veririm deyince de hemen kabul etmek zorunda kaldım vallahi çok fenaydım ya anla beni lütfen dedi. Ozan ki sksen yoldan gözlerini ayırmaz, pis pis sırıttı bize doğru. Hep bu ozan puşdu götürüyordu abi manitaları ya dedi ve ilk gözyaşı damlası da yolda yılan gibi süzülen porşun deri koltuğuna damlamış oldu. Kenanım dedim, anlıyorum seni boşver üzülme dedim, tuğçe nasıldı bari yatakta, ağlattı mı bari seni dedim. Böyle sanki az önce gözyaşlarına boğulan hüzünlü çocuk o değilmiş gibi, abi çıkarmadan üç diyeyim sen anla ya dedi. Oha lan msni var mı dedim. Kenan beni çok sever, var lan tabi, benim manitam senin manitan dedi, tam telefondan msne girip tuğçenin mailini verecekti ki bu yamuk paparazziler bizi sıkıştırdı, güzelim porşla ağacın birine daldık. Hastane mastane yalan oldu tabi msn. Tuğçe de zaten yunanistana kaçtı. Paparazzilere gıcığım.
Ev halısının üzerindeki çizgileri yol olarak düşünüp, oyuncak arabalarımı parkederken de, halının üzerindeki geniş yuvarlaklara iskambilden çok katlı evler yaparken de hep aynı hissiyata sahiptim. Dikkat. Odaklanmak her şeyden önemliydi ve sevgili okur; dikkatten kahkaha veya ağlamaya vaktim kalmazdı. Ta ki mutfağa giden bir annenin rüzgarıyla çok katlı evlerim yıkılana, küçük ayak darbesiyle park halindeki araçlarım dağılana dek. Ben hiç kahkaha atamadım okur.
Sirkeci, mahmutpaşa, eminönü çevresindeki atölyemsi işletmelerde işlerin yolunda gidip gitmediğini öğrenmek için gizli bir formülüm vardır. Öğle yemeği saati biter bitmez giyerim sivil kıyafetlerimi, elimde de içinde değersiz çaputlar olan bir poşet, dalarım önüme gelen ilk handan içeri. Selamın aleyküm beyler, bir adres soracaktım da... Şayet girdiğim dükkanda, boş bir taburenin üzerinde veya kapının önünde; bulgurları bitirilmemiş bir adana veya kurumuş yoğurt-sosla sıvalı metal kebapçı tabaklarının, evvelsi günün gazete kağıtlarıyla kamufle edilmeye çalışıldığını görürsem; derim ki bu dükkanda işler tıkırında. Bu dükkanda tost veya evden getirilen önceki akşam yediğin yemekler değil, kebap yeniyor. Bu dükkanda insanlar kibritten kürdan yapmıyor, kürdana para veriyor. Gazete kağıtlarının yaşadığı dram bana o dükkanın mali tablosunu fısıldar. Ben her ayın tam ortasında bu tefftişlerimi gerçekleştirir, kim para kazanıyor kim kazanırmış gibi yapıyor gözlemlerim. Buna göz derler ve piyasa benden sorulur ağalar.
7 yaşında falandım. Bir şeylere and içmek için küçük bir yaştı. Fakat ben ‘hayatım boyunca suratına tekme atabilmeyi hayal ettiğim’ büyümüş de küçülmüş çocuklardandım. Çoğu insan, bir zaman makinesi olsa, geleceğe gider, loto sonuçlarını öğrenip geri gelir diye tahmin ediyorum. Bense çocukluğuma dönüp kendimi tekmelemek, ağzımı burnumu kırmak istiyorum. Hatta bunu arzuluyorum. Bu isteğimi ilk farkettiğim an, tüh lan 2 dakika önce farketseydim keşke ne kadar dayaklık olduğumu demiştim. Bu bir paradokstu elbette ama dünyadaki tüm balık krakerleri yemeye and içmeme engel değildi. İlk birkaç yıl, özünde hiç de öyle bir insan olmamama karşın inanılmaz disiplinli bir biçimde tükettim bu balık krakerleri. Hatta 9-12 yaş arası beni şişman hatırlayanlar, bunun balık krakerden kaynaklandığını bilmezler. Onlara hep, “bir arkadaşımla büyümek için yarışıyorduk, o esnada şişmanlamışım, arkadaşımsa şimdi kocaman adam oldu” dedim. Yine de her şeye rağmen –ki buradaki her şey, şişman bir ‘ergenliğe giriş’ döneminin insan psikolojisindeki etkilerini kapsar, balık krakere olan hayranlığım azalmadı. Evet balık krakere olan hayranlığımda zerre değişiklik yoktu ama kadınlar, fit olmak, sağlıklı beden gibi silsilelere olan hayranlığımın artması, içtiğim andı ‘başımın üzerinde ekmek bölerek’ geçersiz saymaya itti. Tabi bu kararımın ardından, balık krakerler rahat bir nefes aldı. Ürediler, dünyaya açıldılar. Bugünse, pişkin pişkin masama geldiler. Hem de onlarcası. Yalnız bu kez savaşı ben kazandım Adrian. Hepsini ben yedim. Yedim onları.
adriaaann basardiiikk adriaaann… basardiiikkkk…
sabah ecegökalp aradı. blog'a bişey koy dedi. bende koydum blog'a bişey. aris değilimki devlete kafa tutayım, sanatçı biriyim ben ürkek biriyim. devleti karşıma alamam ben, yapamam... anca tramvayda filan adamlar çizerim onları blog'a koyarım. imla kurallarınada dikkat etmem, yanlış (yalnış) yazarım. bazende işte... ne biliyim... hoşgeldin zıbamkom. hadi bakalım.
Dijitürk görüntülerinin bloglarda yayınlanması sebebiyle diyarbakır muhakeme insanlarının tüm blogları kapamayı uygun görmesiyle başlayan bir haftanın sonuna gelirken tüm bu götlükleri, bu adamların cinsel hayatlarının feciliğine bağlamaktan başka çarem kalmıyor. Yatakta devleşemeyen bu kelli felli adamların, her kaç taneyse dijitürk görüntüsü yayınlayan blogları tespit edip, sahiplerini cezalandırmak yerine; blogdan legal biçimde para kazanan, blogda duygusal hezeyanlarıyla yüzleşen, blogda yaratıcı olduğuna inandığı işleri üreten, blogda kendini güncellemeye çalışan tüm insanları cezalandırmayı uygun görmesi, bu masum insanların sağlıklı cinsel hayatlarını kıskandıklarını doğrular nitelikte. Ben de bu meseleyi bir vatandaşlık görevi olarak görüp; en azından kendileriyle başbaşayken sağlıklı bir cinsel hayat yaşayabilmeleri için bir adet göt hediye ediyorum kendilerine. Bu şirin götle akraba çıkma ihtimalleri yüksek olsa da, bunlar zaten halaoğullarıyla evlenmekte sakınca görmeyen insan azmanları olduğundan hediyemin havada kalacağını pek sanmıyorum. Herkese merhaba.
Başkalarının sorunları için ağlayan insanları hiç anlayamadım. Bir köy yandı, bir genç intihar etti veya göçmenlerin teknesi Ege’de battı diye perişan olan insanlar… ‘İnsanlık, duyarlı olmak, hissetmek’ bu gibi durumlarda üzülebilmekse; üzgünüm, ben insan değilim. En son başkasına üzüldüğümde henüz 10 yaşıma varmamıştım, Cenk Koray’ın oğlu bir gece sevgili Cenk Koray ile tartışmış, sinir anında da odanın kapısının penceresine kafa atmıştı. Cam kırılmış ve çocuk, şah damarı parçalanıp, kan kaybından ölmüştü. Bu beni derinden sarsmıştı. Fakat bunun Cenk Koray’a veya oğluna üzülmemle alakası yoktu. Haberi okuduğumda, gözümde canlanan camlı kapı, evimin koridorundaki kapıyla aynıydı. O kapıya da, Cenk Koray’ın suratına da uzun süre bakamadım. Cenk Koray da zaten buna fazla dayanamayıp televizyon hayatını sonlandırdı. Bense kapıyı söküp, bodruma kilitledim. O gün bugündür suratına bakamadığım her şeyi ve herkesi bodruma kilitler kurtulurum.
Çok ayı gördüm hayatımda
Yüzleri kızarmazdı hiç
Elimden topladığım pamukları aldılar
Sırf kulaklarını tıkamak için
Hep 5 10 kuruş geçti elime
Ama 5le 100 aynı kokmuyordu
Tıpkı alimlerin dediği gibi
küçük paralar elden ele dolaşıyordu
her yerden çıktılar karşıma
bazı ayılar içimizden biriydi
ne zaman baska biri katılsa aramıza
onlar birden en iyiydi
hem söylenenin de aksine kışın uyumazlardı
da yutturuldu feci
çok ayı gördüm hayatımda
özveriden hiç anlamazlardı
ama en büyük ayı bendim
söylemedim bunların hiçbirini
Ben küçükken çok az dışarda oynardım.
Benimde kendime göre haklı sebeplerim vardı.
Tahsin diye bi çocuk vardı. Olur olmaz yerde işerdi.
Pipisini herkese göstermek pahasına hemde.
Utanmak, çekinmek nedir bilmezdi tahsin.
Genelde toprağa işerdi tahsin.
Önce toprağı oyardı ortasından, sonra o oyuğa işerdi.
Bunun adına ise ''çimenta'' yapmak derdi.
Ben hiç çimenta yapmadım çünkü pipimi gösteremezdim kimselere.
O benim pipimdi ve kimse görmemeliydi pipimi.
Bu yüzden Tahsin ve arkadaşları tarafından hep dışladım. Hep hor görüldüm. Sevilmedim
Geçen tahsini gördüm. Arkadaşlarıyla birlikte bizim eski evin sokağındaki yıkık duvarın önünde bekliyor, geçen kızlara laf atıyorlardı. Arkadaşlarından müsade isteyip konuşmak istediğimi belirttim.
Sonra
- Çimenta yapalımmı Tahsin?
diye sordum.
Kabul etmedi. Israr ettim. Kabul etti. Utanmazlığın coşkusu ve kendine güven duygusuyla birlikte neşeyle şarkılar söyleyerek çimenta yaptık Tahsinle birlikte.
bana dönüp;
- Artık çimenta yaptığına göre sende bizden birisin. Kemal ile İdris pilarda solonuna gittiler. Sende gelsene bizle dedi. Kıramadım sonra pilardo oynadık. Tahsin, İdris ve Kemal karşısında çok büyük farkla kaybettim. O günden sonra Tahsini ve arkadaşlarını bi daha bi daha görmedim görmekte istemedim.
Sene 2005, kadıköy tek büfede, sevgili dostum christian bale’le oturmuş hamburgerlerimizi yiyoduk, ya dedim krisçın, tamam hastası olduk filmin falan da birden 25 kilo verince bünyen zarar görmedi mi ya dedim. Bu bi duraksadı, limonatasından bir yudum aldıktan sonra, “sorma arisim” dedi, makinistin çekimlerinden sonra kaybettiğim kiloları almak için günde 4 tabak mantı yemek zorunda kaldım 6 ay boyunca, şimdi de kalbim yağlanmış hamur işinden dolayı, ritim bozukluğu başlamış ya dedi. Ulan krisçın dedim, değer miydi lan dedim, sağlığından önemli miydi ya dedim. Haklısın dedi bu, boynunu eğdi önüne. Bir üzüldüm, bir pişman oldum bu konuyu açtığıma, dedim sen üzülme ya, sabahları belediyenin egzersiz parkına gideriz, hem zeliha teyzeler, cevat amcalar falan hepsi orda, apartmana servise çıkmadan önce orda sabah antrenmanı yapıyorlar, domuz gibi kalpleri var allahsızların, sıkılmayız da onlarla, kafa çocuklar hepsi dedim. Bir sevindi bu kris, çok kral arkadaşsın sen ya aris, bir sigaran var mı dedi. Var ama paketteki son dal dedim, yok almam o zaman dedi. Racon da bilir ha bu krisçın. Delikanlıdır bale. Sevgili dostum bale.
© Blogger template 'Mantis' by Ourblogtemplates.com 2008
Back to TOP